Düşünüyorum, düşünüyorum bazen işin içinden çıkamıyorum!

Hep görev odaklı bir hayatım mı oldu, yoksa bu bana aile mirası mı, yoksa genlerimi öğretmenlerim hemen gördüler ve bu yolda iyice işlediler mi diye kendime sormadan yapamıyorum.

İlkokul öğretmenim çok disiplinli idi. Başarılı olmamız, sorumluluk almamız ve yerine getirmemiz konusunda bizi kendisi gibi yetiştirmişti kanımca... Diba Hanım o kadar başarılı bir öğretmendi ki; 1. sınıfına 56 öğrenci başlamış, 5. sınıfından 72 öğrenci mezun olmuştuk. O yıl ortaokul sınavlarında %90’ın üzerinde başarı elde etmiştik.

Gelelim ortaokul ve lise’ye… Adana Anadolu Lisesi’ne 1980 yılında başladım. Ağır mıydı derseniz; evet oldukça ağırdı. Eğitim 8 saat ve sonrasında bir dolu ödev. Bir gün hazırlık sınıfında tüm sınıfın ceza aldığını, okuldan gelir gelmez akşam saat 17:00’den sabah 02:00’ye kadar yazı yazdığımı hiç unutmam… O saatte evde herkes uyuyordu, ben ise 40 parşömen kağıdına ekstra ceza ödevi yapıyordum. Ertesi gün okula gittiğimde, yalnızca benim ve Özlem Fidanoğlu’nun ödevi tamamladığını hiç unutmam… Nükhet Hocamın kulakları çınlasın…

İş hayatımda farklı olmadı. İşlenmiş olan yapım ile verilen sorumlulukları ve görevleri yerine getirip, hatta zamanından önce tamamladığım sayısız proje ve çalışma oldu. Bir kere ajandama düştü mü, beni hiç rahat bırakmaz. Bir kere aklıma yazdım mı, bir kere söz verdim mi mutlaka yaparım ve bitirdiğimde de bir nefes alırım, sanki ilk nefes gibi... İşte görev odaklı olmak bu herhalde… Bir de acil durumlarına karşı bağımlığım. Kendimi test ettim oldukça yüksek çıktı. Sakin bir gün beni huzurlu kılmıyor, beni daha çok strese sokuyor. Neden az yapacak iş var, neden aranmıyorum, neden iş ile veya benden destek almakla ilgili mesaj almıyorum diye dertlere düşmeye başlıyorum. Ben anladım ki; çalıştıkça ve ürettikçe, yardımcı olup, faydalı olduğumu hissettikçe yaşadığımı hissediyorum.

Şöyle bir düşünüyorum da, babam ve annem, hatta bizim bir parçamız olan babaannemin de bu özelliğimde çok büyük katkısı var. Babaannemin çok kullandığı sözcüklerden biri “mısmıl” idi. Bu kelimeyi eğer onunla birlikte yaşamasam bilmeyebilirdim. “Yapacaksan bir işi mısmıl yap” derdi. Doğru, düzgün anlamında… Annem ise; sorumluluklarımı yerine getirmeyince adımı defalarca tekrarlardı. O fazla tekrarlamasın diye hemen o işi yapmaya odaklanırdım. “Evini bir daha giremeyecekmiş gibi bırak” derdi. Artık demiyor, çünkü bu sözlerini hep yerine getirmeye çalıştığımı biliyor. Babam ise; araştırmacılık yönümü ön plana çıkarmada bana feyiz verirdi. Bildiği hiçbir şeyi hazır anlatmaz, önce benim kütüphanesinden araştırmamı ister, sonra doğru sonuca gidersem, söz verdiği ödülümü alırdım. Bu bir kitap veya çok istediğim bir dosya olurdu genellikle…

Şimdi ödüller mi değişti, biz mi teşvik edemiyoruz bilemiyorum, ancak oğlum; “anne sana bir şey söylemem lazım” dediğinde, bu eksik bir ödevi olduğunda ve saat 22:00 ise, kan beynime sıçrıyor. “Dur Hafize” diyorum kendi kendime, “sakin ol, önce anla, sonra destek olmaya çalış ve ardından kalıcı bir mesaj ver.”

Aile ortamı, okul yaşamı, iş hayatı… “Görev Odaklı olmak” hayatımıza hangi safhada girerse girsin, girdikten sonra çok güçlü ise ve bulunduğumuz ortama, yaptığımız işe adanmış isek; kurtulmak diye bir kavram olmadığını görüyorum. Derinleştikçe derinleşiyor, keyif almayı bilen için ise; keyif veriyor. Yalnızca biraz stres ve işi tamamlama gerilimi bizi yoran…

 


Hafize KARGI