Stres hayatımızın her anında var aslında…
Değişim, başarmak ve kazanmak, her geçen gün daha çok makineleşmeye olan bağımlılık artık stresi düşük bir hayatın içerisinde olmayacağımızı bize gösteriyor.
“Stres nedir?” diye baktığımızda: “yok olma korkusu” çıkıyor karşımıza…

 

  1. İnsanın varlığını kaybetmesine yani ölümüne birinci dereceden yok olma,
  2. İnsanın varlık düzeyinde bir halini kaybetmesi (itibarını, mesleğini, sağlığını, maddi varlığını vs. kaybetmesine) ikinci derecen yok olma diyoruz.

Beğendiği, alıştığı veya varoluşunu sağlayan unsurlardan biri veya birkaçının yok olması söz konusu oluyor.
Kendi kişilik yapımızda stresi arttırabiliyor. Aciliyete bağımlı isek; zaman kavramının ve zamanın bizim için önemi çok fazla ise; sabırsız ve gergin isek ve kişiliğimizde mükemmelliyetçilik, titizlik var ise; işte size yoğun stres yaşamak için birkaç neden…
Stres insanın ruhsal ve bedensel sınırlarının zorlanmasıdır.

Her türlü değişiklik bir zorlanma yaratır ve her zorlanma bir uyum çabası doğurur.

Bunun adı da strestir.
Stres halk arasında yaygın kabul edildiği gibi işini kaybetmek, sevdiği bir yakınını kaybetmek gibi sadece olumsuz olayların doğurduğu bir durum değildir.

Yeni ev, yeni araba, yeni bir şehir, terfi etmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi olumlu olaylar da stres kaynağıdır. 

Bu nedenle stres ne bir hastalıktır ne de mutlaka olumsuz bir durumdan kaynaklanır.

Ancak streslerle iyi başa çıkılmadığı durumlarda kişi hastalığa hazır hale gelir.
Streslerle başa çıkabilmek için “hayatımızın kontrolünü elimize almalı”, kontrol odağımızı içeride, kendimizde tutmalıyız.
Çünkü biliyoruz ki; kontrol odağımız içeride ise; hayatımız ile ilgili sorumluluğu elimize alma cesareti gösteririz ve şartları kontrol edebilmek için çaba harcarız.

 


Hafize KARGI