“İşte o gün” deriz bazen geriye dönüp baktığımızda. “İşte o gün her şey değişti.”

Mutlaka siz de yaşamışsınızdır ve söylemişsinizdir bu sözleri. Zihnimize kazınmıştır, farklıdır yaşadığımız yönüyle.

Benim için normal bir iş günü olarak başlamıştı “o gün”.

Bossa T.A.Ş. İnsan Kaynakları Müdürlüğü görevindeydim. O gün Adana Hiltonsa Oteli’ne gidecek, organizasyonu kontrol edecek, yapılacak toplantıya katılacakları karşıladıktan sonra çalışmakta olduğum şirket filmini katılımcılara izletecek ve kısa bir giriş konuşması yaparak şirket hakkında bilgi verecek sonrasında sözü Çalışma İlişkileri Müdürümüz Osman Önal Bey’e verecektim. İş çok da zor değildi bu haliyle...


Organizasyon görüşmeleri sırasında özellikle yaka mikrofonu rica etmiştim. Sorun olmazdı. İşte o gün 1 saat kadar beklememize rağmen yaka mikrofonu bir türlü gelmek bilmiyordu. Bulunamıyordu otelde. Stresim artmaya başlamıştı. Ya bulunmazsa, ya program bu nedenle gecikirse diye düşünüyor, çevreme yansıtmamaya çalışıyordum.“Diğer mikrofon var” diyorlardı. Onu ben de biliyordum. Benim sıkıntım normal el mikrofonunu elime aldığımda; ağırlığı, elimin sürekli aynı şekilde durması ile rahatsızlık hissediyor ve kısa süre sonra topluluğun bana odaklanan bakışlarıyla mücadele ederken, fobim karanlıktan çıkıyor, elim titremeye başlıyordu. Aslında bu bende yeni değildi. Küçüklüğümde başlamıştı. İlkokul 2. sınıfta İstiklal Marşı’nın 10 kıtası ezberlediğim için sürekli veliler, müdür, müfettişler için öğretmenim Diba Hanım beni “Hadi Hafize, bize bir İstiklal Marşı’nı oku.” diyerek kaldırırdı. O yıl müsamerede de Türk Bayrağına sarılmış Türk Kızı olarak okumuştum. Ancak elime bir kağıt veya mikrofon tutuşturduklarında her şey kontrolden çıkıyordu. Anlatamıyordum da sıkıntımı… Hatta o dönemde daha derinlere inip, benim ne problemim var acaba diyerek, babamın beni çocuk doktoruma götürmesini istemiştim. Ağır taşımak, sıcak hava, ve topluluk, bana hiç iyi gelmiyordu. Rahmetli Arif Amca’da bulamamıştı nedenini…

O gün kaderimle yüzleşip yüzleşmemek arasında iken; kendi kendime şu sözleri söyledim.


“Hafize, bu nereye kadar devam edecek, nasıl aşacaksın bu sıkıntıyı…”.

“Senden daha iyi bilen var mı o toplulukta şirketini? Onlar senden bilgi almak için burada. O zaman neden heyecanlanıyorsun. Rahat bırak kendini. Tabii ki sana bakacaklar, çünkü sen konuşuyorsun. Elini sağlam tut. Elini ne çok sık, ne de gevşek bırak. Ama bir tek şunu düşün, onlar benden bir şeyler almak için oradalar, o zaman benim vereceklerim var, ben güçsüz değilim, ben güçlüyüm…”

O gün topluluk 50 kişiydi, bugün 100’lere konuşabiliyorum, seminer veriyorum. Pratik yaptıkça her geçen gün geliştiğimi gördüm. Sanki hep iyiymişim, başarılıymışım gibi…

Oysa o gün…

Sizin de hayatınızda yer alan “o günleri” geride bırakıp, hatırladığınızda tebessüm etmeniz dileği ile,

 

Hafize KARGI