Deniz hiç de mutlu değildi işinden… Aslında tam da rica minnet usulü girmemişti, ama olmuyordu işte. Her sabah yataktan kalmak, işe gitmek için hazırlanmak ona çok zor geliyordu. İşyerine giderken geri geri giden ayaklarına söz geçirmek günden güne zorlaşıyordu. Ailesine ve çevresine de hissettirmemek için kendisi mutsuzluk yaşar iken, iş sahibi olmasının bugünlerde ne büyük bir şans olduğu sohbetlerine dayanamıyordu artık. “Hadi bugün de kendini değiştir Deniz” diyordu iş yerinin kapısından girerken…

Aslında çalıştığı firmadan gurur duyabilirdi, fakat uygulamalar ve yapmakta olduğu iş anlamsız gelmeye başlayalı epey olmuştu. Çalıştığı bölüm, aldığı eğitim bir tarafa, artık hevesleri ile kesinlikle örtüşmediğinin farkındaydı. Bunu şimdi aklına getirmiyordu aslında… İşe girdikten 6 ay sonra satışların düşmesi ile kendisine mali işlerde ihtiyaç olduğu söylenmiş, daralan işler ve çevresinin de etkisi ile tamam demiş ve bölüm değiştirmişti. “Bak orada da gelişirsin” diyorlardı. “Tamam da, günde 8 saat ben çalışıyorum” demek dilinin ucuna gelse de bir türlü söyleyemiyordu. Değişen bölümüne ilk haftalarda alışmaya çalışmış, üstelik çaba da göstermişti, olmuyordu işte bir türlü… Sanki başka bir hayatı yaşıyor gibiydi, sanki bir kabustu her sabah tekrar içine daldığı… Her sabah konsantre olmaya çalışıyor biraz iş yapıyor ancak sıkıntıdan terler basıyordu. Son zamanlarda hatalarını da hatırlamıyordu. Bir hesaba yanlış fiş kesecek olsa, farkına bile varamayacak kadar uzaktı işten…

Kendine yatırım yapmak ona büyük bir haz veriyordu. Yeni bilgiler ediniyordu. Biraz da kendi ihtiyaçları, motivleri, dürtülerinin ne olduğunu bilse, kendine sesli itiraf etse ve gücünü toplayıp bunu dillendirse ne iyi olurdu…

İşe göre adam, adama göre iş…

İşe uygun adam…

Doğru işe, doğru adam almak mı?

En iyi adayı seçmek mi?

Bunlar hep işe alımlarda aklımızda bulunan klişeler değil mi?

İşe uygun eleman bulmak, doğru işe doğru kişiyi yerleştirmek; hem şirketler, hem İK süreçleri için en önemli birincil adım… Tüm diğer adımlar işe alımın arkasından sıralanmıyor mu? Ne şirket ileride çalışanın performansı nedeniyle aldanıyor, ne de çalışan “mış” gibi bir oyunu iş hayatında ve haliyle özel hayatında sergileme ihtiyacı duymuyor, tam tersi mutlu oluyor…

Deniz için değişmeyen bir gündü uzun zamandır…

Yöneticisinin kendisiyle konuşmak istediğinden habersiz ilerledi departmana…

İçinin bildiğinin çevreden gizlenmeye çalışıldığı,

Mutsuzluğun yerini az da olsa ara ara çalışıyorum hazzının aldığı,

Nereye kadar gider sorusunun yüzeysel yüzleşme ile sorulduğu sıradan bir gündü…

Gidişatı hakkında konuşulmayacak olsa,

Bu böyle devam edemez denmese, sonsuza dek belki devam edecekti bu yörüngede…

“MIŞ” gibi yaşamı kaçımız sorguluyor ve sarmaldan çıkıyoruz.

“İstersen bu ay sonu ayrıl.” dediler,

O ise ilk defa uzun zamandan beri kararlı bir ses tonuyla; “hayır” dedi, “bu hafta sonu işlerimi devredip ayrılmak istiyorum.”

Artık mış gibi değil, gerçekten dürtüleri, hevesleri ve motivleri ile ilgilenmek ve kişilik özelliklerine uygun, kendini taşımak istediği geleceğe yönelmek istiyordu…

“Keşke” diyordu, “bu gücü ben kendimde bulabilseydim.”

“Olmadı, değişimi ben başlatamadım, ama inisiyatifi elime aldım, bundan sonra da hep böyle olacak…”

Hayatınızın kaderi hiç kimsenin ellerine teslim edilmeyecek kadar değerlidir.

MIŞ gibi yaşam bizi nereye kadar taşır ki?

 

Hafize KARGI